Blog Post

Diyanet Rüya Tabirleri > News > Sureler > 103. Beyyine Suresi
Beyyine Suresi

103. Beyyine Suresi

Beyyine Suresi

Beyyine Suresi Medine döneminde nüzul olmuştur. Beyyine sözlük anlamı olarak apaçık, delil demektir. Peygamber Efendimiz’in peygamberliği karşısında Ehl-i kitap ve müşriklerin inkârcı tutumlarının işlendiği sure 8 ayettir. Bu surenin önemini ve faziletini öğrenmek isteyenler Beyyine Suresi meali ve Türkçe anlamı hakkında araştırma yapıyor.

beyyine
103. Beyyine Suresi 3

İslam alemi için önemi olan Beyyine Suresi Medine döneminde inmiştir ve 8 ayetten oluşmaktadır. Kötülerle iyilerin âhiretteki durumlarını özetleyen açıklamalarla son bulan Beyyine Suresi tefsiri ve meali günümüzde sık sık aratılmaktadır. Mushaftaki sıralamada doksan sekizinci, iniş sırasına göre yüzüncü olan Beyyine Suresi anlamı ve fazileti haberimizde yer almakta. İşte Beyyine Suresi Türkçe anlamı ve Arapça yazılışı…

Beyyine Suresi Arapça Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim;

1- Lem yekünillezine keferu min ehlil kitabi velmüşrikine münfekkıyne hatta te’tiye hümülbeyyineh


2- Rasulüm minallahi yetlu suhufem mütahherah


3- Fiha kütübün kayyimeh


4- Ve ma teferrekallezıne utül kitabe illa min ba’di ma caethümül beyyineh


5- Ve ma ümiru illa liya’büdüllahe muhlisıyne lehüd din hunefae ve yükıymussalate ve yü’tüzzekane ve zalike diynülkayyimeh


6- İnnelleziyne keferu min ehlilkitabi velmüşrikiyne fiy nari cehenneme halidiyne fiyha ülaike hüm şerrülberiyyeh


7- İnnelleziyne amenu ve ‘amilussalihati ülaike hüm hayrülberiyyeh


8- Cezaühüm’ınde rabbihim cennatü ‘adnin tecriy min tahtihel’enharü halidiyne fiyha ebeden radıyallahü ‘anhüm ve radu ‘anhü zalike limen haşiye rabbeh

Beyyine Suresi Türkçe Anlamı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk’ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.


2- (Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.


3- O sayfalarda, en doğru hükümler vardır.


4- Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.


5- Halbuki onlar, dini sadece Allah’a tahsis ederek, Allah’ı birleyerek, ancak Allah’a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.


6- Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.


7- İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.


8- Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur.

Hakkında

Medine döneminde inmiştir. 8 âyettir. Beyyine, apaçık delil demektir.

Nuzül

Mushaftaki sıralamada doksan sekizinci, iniş sırasına göre yüzüncü sûredir. Talâk sûresinden sonra, Haşr sûresinden önce Medine’de inmiştir. Mekke’de indiğine dair rivayetler de vardır; ancak özellikle Buhârî’de yer alan bir hadis (“Tefsîr”, 98/1-3) sûrenin Medine döneminde indiğini göstermektedir.

Konusu

Sûrede Hz. Muhammed aleyhisselâmın peygamberliği karşı­sında Ehl-i kitap ve müşriklerin inkârcı tutumları eleştirilmekte; özellikle Ehl-i kitabın, bu tutumlarıyla kendi dinlerinin özüne de aykırı davrandıkları, çünkü İslâm’ın iman ve ibadete dair temel buyruklarıyla peygamberlik inancının o dinlerin asıllarında da bulunduğu bildirilmektedir. Sûre kötülerle iyilerin âhiretteki durumlarını özetleyen açıklamalarla son bulmaktadır.

Tefsir

Burada eleştiri konusu edilen “Ehl-i kitap”tan maksat, özellikle o dönemde Medine ve çevresinde yaşayan yahudilerle hıristiyanlar; “müşrikler”den maksat ise dönemin putperest Araplar’ıdır.

Her ne kadar burada Hz. Peygamber’in yakın çevresinde bulunan iki grup inkârcı zikredilmişse de hüküm geneldir, bütün insanlığı ilgilendirmektedir. İlk âyet hakkında yapılan yorumları üç noktada özetlemek mümkündür: a) Müfessirlerin çoğunluğu bu âyeti, “Allah ve resulünü inkâr eden yahudiler, hıristiyanlar ve putperestler, kendilerine açık kanıt yani peygamber gelinceye kadar içinde bulundukları inkârcılıktan ayrılıp ona son vermeyeceklerdir” şeklinde yorumlamışlardır.

b) Diğer bir yorum da şöyledir: Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’in muhatapları olan Ehl-i kitap ile müşrikleri, –yeni bir ilâhî mesajın zamanı geldiği için– o mesajı göndermeden dünyadan ayırmayacaktır. c) Aynı âyet, söz konusu grupların, kendilerine elçi ve kanıt gelmedikçe, gönderilmedikçe cezalandırılmayacakları şeklinde de yorumlanmıştır (bk. Ebû Hayyân, VIII, 498; Şevkânî, V, 557-558).

Bu son anlam âyetin bağlamına daha uygun görünmektedir. Yüce Allah, insanları iyiyi kötüden ayırt edecek yeteneklerle donatmış olmakla birlikte yine de, merhametinin bir sonucu olarak, açık kanıt göndermediği ve mesajının ulaşmadığı kimseleri yaptıklarından dolayı cezalandırmayacağını haber vermiştir.

Nitekim bu husus, “Biz bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz” (İsrâ 17/15) meâlindeki âyette daha açık bir şekilde ifade buyurulmuştur. 2. âyette, ilk âyette geçen kanıtın, “tertemiz sayfalar”ı okuyup Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş olan Hz. Peygamber olduğu belirtilmiştir. “Tertemiz sayfalar” ise Kur’an’ın sayfaları olup “tertemiz” nitelemesi, “yalan, nifak, şüphe, sapkınlık ve yanlışlık vb. kusurlardan arınmış sayfalar” anlamını ifade eder (bk. Kurtubî, XXIX, 142).

3. âyet ise bu sayfalarda “kitaplar”, yani dosdoğru, hakkı bâtıldan ayıran ilâhî âyetler ve hükümler bulunduğunu bildirmektedir. Kur’an-ı Kerîm önceki kitapların hükümlerini içerdiği için de bu şekilde nitelendirilmiş ­olabilir.

Diyanet

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir